Kur’an-ı Kerim, namazı (salat) dinin direği ve müminlerin en bariz vasfı olarak tanımlar. Namazı terk etmek, ayetlerde çok ağır ifadelerle uyarılmıştır:
"Onlar cennetlerdedirler. Birbirlerine suçlular hakkında sorular sorarlar: 'Sizi bu Sekar'a (cehenneme) sürükleyen nedir?' Onlar derler ki: 'Biz namaz kılanlardan değildik.'" (Müddessir Suresi, 40-43. Ayetler)
"Onlardan sonra öyle bir nesil geldi ki, namazı terk ettiler ve şehvetlerine uydular. Onlar yakında (cehennemdeki) Gayya vadisini boylayacaklardır." (Meryem Suresi, 59. Ayet)
Bu ayetler, namazı terk etmenin uhrevi faturasının ne kadar ağır olduğunu net bir şekilde ortaya koyar.
İslam alimlerinin namazı terk eden kişi (târikü's-salât) hakkında farklı hükümler vermesinin ana sebebi, konuya dair hadislerin sert üslubudur.
Özellikle şu hadis-i şerifler tartışmanın odağını oluşturur:
"Kişi ile şirk ve küfür arasındaki duvar namazın terkidir." (Müslim, Îmân, 134)
"Bizimle onlar (münafıklar/kafirler) arasındaki ahit namazdır. Kim onu terk ederse kâfir olur." (Tirmizî, Îmân, 9; Nesâî, Salât, 8)
Bu hadislerin zahiri (görünen) manasını alan bazı alimler namaz kılmayanı direkt dinden çıkmış sayarken, diğer alimler bu ifadeleri mecazi ve uyarı amaçlı (tehdit/azarlama) kabul etmiştir.
Günümüzde ve tarih boyunca İslam dünyasında genel olarak Hanefî, Şâfiî ve Malikî mezheplerinin (Cumhurun) görüşü esas alınmaktadır.
Aslolan İmandır: Bir insanın kalbinde zerre kadar iman varsa, kelime-i şehadet getiriyorsa, namazı inkar etmediği sürece o kişi Müslümandır.
Hüsnüzan Esastır: Fıkıh kuralıdır: "Bir insanın imanına işaret eden tek bir alamet bile varsa, o kişinin Müslüman olduğuna hükmedilir." Ömründe hiç namaz kılmamış görünse bile, gizlice tövbe etmiş veya kalben inanmış olma ihtimali her zaman mevcuttur.